Göl kıyısının sessizliğine sığındım. Bilmediğim dilde ağıtlar dinleyip utanıyorum. Bi sis bassa göğe, ağlamaktan utanmam o zaman. Adem olup boğulasım geliyor. Belki.. Belki o zaman düzelir her şey. HÜSEYİN ÇAKICI
Sistemin içerisinde yaşamak,
cebinde bin dolarla kumarhaneye gidip, kasaya karşı poker oynamaya
benziyor. Kaybetmeye başlayıp sıfırı tüketmeye yaklaştıkça kazanılan her
bahis sanki gerçekten kazanmış gibi sevindiriyor insanı. Ama bütüne
baktığın zaman aslında kendi paranı geri alıyorsun. Sürecin önümüze
koyduklarını düşününce, ortalama altmış senelik ömrümüzü sistem denen bu
çarkın batakhanelerindeki kumar masalarına yatırdığımız aleni. Öyle ki
zaman kazanmak için, zamanı alın terinin altın tepsisinde sunuyoruz. Kaybettiğimiz zamanımız, kazandığımız zamanımız; kazandığımız zamanımız, kaybettiğimiz zamanımız. HÜSEYİN ÇAKICI
Ağacı öldürmenin bir yolu vardır. Baharın ortasında, yeni filizlenen dallarını budarsın. Tam serpilip,
gelişeceği zamanda yaralayarak gücünü azaltırsın. Öldüremezsin. Gövdeden
kesersin, bir haftaya kalmaz dallar filizlenmeye başlar. Gövdenin
toprağa en yakın yerinden kesersin, köklerden yeşermeye başlar. Kökünü
sökmeye çalışırsın, hayata sımsıkı tutunmak gibi inatçıdır, çıkmaz. Ne
yaparsan yap öldüremezsin. Nereden kessen başka bir yerden filizlenir.
Ölümden korkmaz, inatçı, direngendir.
Sadece, ağaç küllerini toprakla kariştirip kestiğin yere sıvarsan...
İşte o zaman umudunu yitirir. Kesilen yerden yavaş yavaş kurumaya adeta
cesedin küllerinde çürümeye başlar. Toprağının ve yakınlarının ölümüne
en net pasif direnişi, kendini ölüme yatırarak ağaçlar verir aslında. HÜSEYİN ÇAKICI